22 Eylül 2017 Cuma

Rüya Durağı

     Her önüne gelenin bir şey yazdığı şu günlerde ben de önüne geleyim dedim. Neyin veya kimin önü bilmiyorum ama geldim, gördüm, yendim. Salatalar bile sezar olurken ben neden olmayayım dedim. Az gittim uz ne bilemedim. Dere tepe düz gidemedim. Birine baktım öbürüne tırmanmaya gücüm yetmedi. Bir de dönüp bakamadım, boynum tutulmuş. Zaman durmuş. Laf ebeliğini bırakıp fasulyenin faydalarına gelelim, gelirken yolumuzu şaşırıp barbunyada bulmayalım kendimizi. İnsan fasulye dediyse fasulyeye gelmeli, yoksa kaşığımız kırılır. Kaşığı kırılan her şeyi çatalla yemek zorunda kalır. İyi hoş lakin çorba konusu kaşıksız namümkün.
     Aklımdan geçenler çoğu zaman kağıda dökülemiyor, kağıda genellikle kahve dökülüyor, kağıdın uykusunu kaçırıyor hem de. Kahve kağıda gidince boşluğuna uyku gelir oturur. Yanındaki koltukta da hep yaşlı bir amca olur. Muhakkak soracağı soru "Sen kimin oğlusun?"dur. "Siktir et be amca!" da denmez ki amcaya yaşına hürmeten. Yaşlanan herkes neden hürmeti hak etsin ki sorusu düşer aklıma. Uyku da sıkılmış olsa gerek amcadan, kaçar gider. Ulan amca kahve gibi adamsın ha.
     Uyku minibüsüne indi bindi yapan kafein insanın canını sıkar. Hemen ineceksen hiç binme kardeşim, yürüyüver. Tam mayışmışken insanın aklına soru takar şu kafein. Uykusu kaçan insanın huzuru da kalmaz. Yatamaz öyle, kalkar. Aklına taktığı sorunun çıkması için sorunun üstüne gitmesi gerekir. Uyku sersemi insanın dermanı olmaz, üşenir. Farz etmek bedava nasıl olsa, farz edelim ki bizim adamımız bir süper adam, onda üşenme falan yok ama süper de olsan adamsın sonuçta. Öyle bir ağırlık çöker ki sen bile kaldıramazsın. Gram cinsinden sayısal bir değeri de yok bu ağırlığın, tamamen idea. Uyku minibüsü rüya durağına doğru yola çıkar, kafein ineli çok oldu.

Şemseddin Cem ÇAKMAKCI